ZA : " DEĞERLERİMİZ i UNUTMAYALIM - 1 "

Avukat Zihni Aslan'ın Kaleminden

"DEĞERLERİMİZ i UNUTMAYALIM - 1 "

- Av.Zihni Aslan -

"Elinize, dilinize, gönlünüze, kaleminize sağlık
Şebin Medya'da bir güneş daha doğdu..
Bizim evrenimizde doğan güneşler bütün gönülleri ısıtırlar..Çünkü sevgisini memleketi Şebinkarahisar'dan alırlar..
Güven Gürbüz'e destek veren, onunla birlik de memleket sevdalarını yaşatan,
el ele, gönül gönüle,
gah-ı ağlaya, gah-ı güle,
her şeyi büyütenler sevgiyle,
hayatı yaşar, yaşatır, geleceğe de taşır, eserlerini miras bırakır.. hep coşkuyla..
Sizin gibi değerli hemşehrilerimiz ile birlikte nice mutlu günlere..
Sevgi ve Saygılarımla,
Güven Gürbüz kardeşim ŞEBİN MEDYADA yazmaya başladığımda yukardaki satırlarla cesaret coşku vermişti..
Yaza yaz bu güne geldik .Ülkemizde olumlu olarak pek değişen bir şey olmadı tek adamın iki dudağı arasında kalıverdik.
Son dönemlerde çok değer verdiğim SAYGIN HEMŞERİLERİMİZDEN SÖZ ETMELİYİM.
‘’ ZİYANI DEĞİL ‘’ kitabından sonra KELKİT VADİSİNİN İLK VE TEK MÜSTESNA GAZETESİNDE HUKUK FAKÜLTESİNDE ÖĞRENCİLİK YILLARI yine İSTANBULDA YURT YAPIMI ÇALIŞMALARINİ ÜLKE GERÇEKLERİNİ dolu dolu yazan ağabeyimiz Polat Sabuncu AYRI BİR YERİ VAR BENDE. Meslektaş olmakla da onur duyduğum sayın SABUNCU yazdıkları ile , aile şeceresi ile her zaman taşıdığı KUVVVA YI MİLLİYE ruhunu yansıttığı bir gerçektir.
Naçizane YAR DİYAR ŞEBİNKARAHİSAR adlı kitabıma yazdığı , ancak matbaa hatası nedeni ile yer almayan önsözü de adeta bir dönemin belgesidir. (ikinci baskıda türkülerimle beraber yer alacaktır)
1965 li yıllardan beri tanıdığım ve Ortaokul lise öğrencilik yıllarımda kızıl KOMİNİST diye öcü gibi baktırıldığımız sevgili abimizin bir dönemi ve yaşananları gerçekçilikle anlattığı yazısını gün ışığına çıkarmak gerektiğine inanıyorum.
‘’ Şebinkarahisar, eğitim düzeyi yüksek Anadolu kentlerinden biri. Bu tarihi kent doğup büyüdüğümüz, acı-tatlı sayısız anısını belleğimizde sakladığımız bir yurt köşesi. Çoğu yüksek öğrenimli “Şebinkarahisar Sevdalıları” ülkemizin dört bucağında hizmet veriyor. Bunlardan birisi de elinizdeki bu kitabın yazarı Zihni Aslan…
Bir süre önce telefon görüşmemizde bana yayınlama hazırlığında olduğunu bildirdiği YAR DİYAR ŞEBİNKARAHİSAR adını verdiği ilk kitabına önsöz yazmamı istediğinde duyduğum sevinç ve mutluluğu öncelikle belirtmeliyim. Sevindim, çünkü Şebinkarahisarlı yazarların yayınladığı kitaplara bir yenisi daha ekleniyordu; mutlu oldum çünkü yaşamımda ilk kez bir kitaba önsöz yazma önerisi alıyordum. Körmehmetoğlu Zihni Arslan, dünya görüşü farklılığımıza karşın, kişiliğiyle, yürekliliğiyle, üstün yetenekleriyle yakın dostu olmaktan kıvanç duyduğum yerdeş (=hemşeri)lerimden, dahası meslektaşlarımdan biri…
Zihni Aslan, 1970’li yıllarda Şebinkarahisar Lisesi öğrenciliği günlerinden bu yana tanıyorum. O yıllarda Şebinkarahisar’da ülkücü gençlerin boy hedefinde bulunan kişilerin başında ben vardım. O günün koşullarında fırsat bulsa ipimi çekecek, beni bir kaşık suda boğacak çok ülkücü genç vardı; sevgili Zihni Aslan da bunlardan biriydi. Ülkücü öğrenciler beni düşman olarak tanımış olsalar da, ben onları, doğduğum beldenin okumaktan başka umarı bulunmayan, içine itildikleri koşullanmalar sonucu yurdumuz gerçekleriyle çelişen tavırlara itilmiş gençler olarak değerlendiriyordum. Emperyalizmin ülkemizde o günün koşullarında tezgâhladığı kardeş kavgası yurdumuzun dört bir köşesinde olduğu gibi Şebinkarahisar’da da kardeşi kardeşe kırdırmak istiyordu. Beldemizin yurtsever gençlerinin, ülkemiz ve halkımız üzerinde sahnelediği klasik “böl ve yönet” oyununu er geç anlayacaklarından ve gereğini yapacaklarından kuşkum yoktu. Çünkü Şebinkarahisar’da sağcısı, solcusu, laiki, dincisi tüm görüşlerin savunucularını, büyük çoğunluğuyla samimi, iyiniyetli, kişisel çıkar hesabının ötesinde inanmış kişiler olarak tanıyordum; görüşüm değişmemiştir ve gerçeğe uygundur. 12 Eylül faşist darbesinden sonraki süreçte bu görüşümü doğrulayan kişilerin başında yer alan Zihni Aslan, bu gün sevgi ve saygıyla bağlı olduğum dostlarım arasındadır.
İstanbul Hukuk Fakültesi’ni bitirdikten sonra uzun yılar çeşitli kentlerde C. Savcısı olarak sürdürdüğü mesleğine başladıktan sonra Zihni Aslan’ın dünya görüşü olgunlaştı; bazı yanlış şartlanmalarından arındı. Öyle ki görevli olduğu yerden sılaya yaptığı gezilerde mutlaka bizi (beni ve üstadımız rahmetli avukat Cemal Azmi Ülgen’i) yazıhanelerimizde ziyaret ediyor; “ağabey siz ne has adamlarmışsınız, bir sizi öğrenciliğimizde öcü gibi görüyorduk” diyordu. Onun bu içtenliği, daha sonraki süreçlerde dostluğumuzun daha da güçlenmesinin baş etkeni oldu. 2013 Yılında yerel gazetedeki yazılarımı topladığım ZİYANI DEĞİL adlı kitabımın yayınlanmasından sonra kitabımla ilgili ilk yazıyı yazdığı için Zihni kardeşime şükran borcumu da burada belirtmem gerekir.
Dış sömürü odaklarının kurguladığı Ergenekon-Balyoz sürecinde, sevgili Zihni de benim gibi yerel basında yer alan yazılarıyla, yaşanan haksızlıklara, ülke yöneticilerinin ortaya koyduğu aymazlıklara karşı tepkisini dile getirmeye başlamıştı. Ankara’da görev yapan bir Cumhuriyet Savcısı, yurtsever bir aydın kimliğiyle yazıyordu; ilgiyle izlediğim yazılarına ben de rahatça imzamı atabilirdim. Bir gün telefonla kendisini kutladıktan sonra uyarmak gereğini duymuştum: Ben serbest meslek kimliğimle yazılarımı açık kimliğimle yazabilirdim, ama Zihni kardeşim C. Savcısı görevini yürütürken aydın sorumluluğu ile yazdığı eleştiri yazılarına açık kimliğini yazması, dönemin iktidarının hışmına uğrama olasılığını gerçeğe dönüştürebilirdi; “ - Aman kardeşim dikkatli ol, iktidarı eleştiren yazıların, görevinde sürgün edilmene neden olabilir, çoluk çocuğunla sorunlar yaşatabilirler sana. Yazılarını açık kimliğini saklayacak takma (müstear) bir isimle yazman iyi olur.” dediğimi anımsıyorum. Bu uyarımdan sonra onun yazdığı yazıda aile lâkabını kullanarak Körmehmetoğlu Zihni Aslan imzasını attığını gördüm. Böylece bu kitabın yazarı bana “beni uyarmaktaki iyiniyetini anlıyorum, ama benim, sürgün ederler, zorluklar yaşarım gibi bir çekincem yok. Seni kırmak istemiyorum takma adda da açık kimliğimi saklamıyorum işte, iktidardan korkum yok.” demek istemişti. Onun yazılarını korkusuzca, olanca yürekliliğiyle kaleme aldığını düşünemeden uyarıda bulunduğum için kendimden utandığımı ilk kez burada belirtiyorum. Nitekim bir süre sonra C. Savcısı olarak Ankara’dan Samsun’a sürüldüğünde Cumhuriyet Savcılığı gibi saygın bir mesleği bir yana bırakıp Ankara’da avukatlığı yeğledi; yurdumuza ve insanımıza duyduğu derin sevgiyi dile getiren yazılarını sürdürdü."

DEVAM EDECEK...