PS : " TAMZARA DOKUMASI VE TARİHİ YANILGIMIZ "

'NOSTALJİ'DEN KALAN YAZILAR

Av.Polat Sabuncu'nun Kaleminden

 " TAMZARA DOKUMASI VE TARİHİ YANILGIMIZ "

- Polat SABUNCU -

 Tamzara dokuma sanatımızın yeniden ele alınmasını, bu konuda çalışma başlatılmış olmasını ve tanıtım için Tamzara mahallemizde “sokak defilesi” düzenlenmesini, günümüz koşullarında gerçekten çok sevindirici ve kutlanası bir gelişme olarak değerlendiriyorum. Bu konudaki çalışmalara önderlik eden, yöremizin tarihi-kültürel mirasını koruyup geliştirme yolunda duyarlılığını gözlemlediğimiz değerli kaymakamımız Murat Çağrı Erdinç’i bu yöndeki çabalarından dolayı yürekten kutluyorum.

Tamzara dokumacılık sanatının, Mahallemizde eskiden yoğun olarak yaşayan Ermeni yurttaşlarımızdan kalan bir el sanatı olduğu sanılıyor. Tamzaralılar bile eskiden mahallelerinde yoğun olarak yaşayan Ermeni yurttaşlarımızın bu sanatı Tamzara’ya mal ettiklerini dile getiriyorlar. Değerli Kaymakamımız da Tamzara Sokak Defilesi açılışındaki konuşmasında – yöreden edindiği izlenimle olsa gerek - bu değerlendirmeyi şöyle dile getirmiş: “… Rumların kutsalı Meryemana Manastırı’nda bir Türk Kadını, Ermeni bir el sanatı olan Tamzara bezi dokuyor.” Bu yaygın değerlendirmenin gerçeği yansıtmadığını biliyorum; düzeltilmesi gerektiğine inanıyorum. Şöyle ki:

Dokuma sanatı Tamzara mahallemize Ermeniler’den kalma değil, Tebriz’den gelerek Tamzara’ya yerleşen anne tarafından üst soyum Hacı Kasım Efendi tarafından Tamzara’da uygulamaya konulup zamanla mahallede yaygın bir el sanatı konumuna gelmiştir. Ticaret ve bazı sanat dallarında önde gelen yöremiz Ermeni yurttaşları, dokumaların imalatından çok ticaretini yapmış olmalıdır.

Yukarıda adını andığım Hacı Kasım Efendi, 1930 yılında tapu müdürlüğünden emekli olduktan sonra “Ahlafe Yadigar AİLE TARİHÇESİ”ni kaleme alan anne tarafından dedem Habib Rıza (Gökçen) Efendi’nin dedesidir. Habib Rıza Gökçen, Aile Tarihçesi’nin “Ceddim Hacı Kasım Efendi’ye Ait” başlıklı bölümde konuya açıklı getirmektedir:

Hacı Kasım Efendi, İran’ın Doğu Azerbaycan eyaletinin merkezi Tebriz kentinin Nefsi kasabasında dünyaya gelir; 18-20 yaşlarında iken babası Hacı Ahmet, bir komşusunun kızı ile oğlu Hacı Kasım’ı nişanlayarak dönüşte düğününü yapmak üzere Hicaz’a gider ve orada vefat eder. Babasının ölümünden sonra baba vekili olan ağabeyi, nişanlısı yerine kendi baldızı ile Hacı Kasım’ı evlendirmek ister. Hacı Kasım babasının nişanladığı kız yerine ağabeyinin baldızı ile evlenmeyi, “İslam’a ve insaniyete” aykırı bularak karşı çıkar. Sulama suyu paylaşımı konusunda da ağabeyinin kayınbiraderi ile zaten çatışma halindedir. Doğduğu yerde kalmasının, ailesi ve sevdiği nişanlısı ile sürekli huzursuzluğa, husumete ve neden olacağını varsayan Hacı Kasım, terk-i diyar edip kuzey batıya doğru yollara düşer; şura senin bura benim sonunda Suşehri’nin “Söfker” köyüne gelir. Bundan sonrasını Habib Rıza Efendi, Tarihçesinde şöyle anlatıyor: “Kendisinin nushacılıkta (falcılıkta, üfürükçülükte- P.S.) maharet ve şöhreti olduğu halde esas sanatı çulha (dokuma) olduğu için sanatını icraya müsait Tamzara’yı bularak burada kalmasını ve tavattun etmesini (vatan, yurt edinme-P.S.) kararlaştırarak ol sırada vefat eden Selimoğlu Şerif Ağa’nın metrukesi (dul kalan eşi- P.S.) ve Musa Efendioğlu kızı Hatice Hatun ile teehhül etmiş (evlenmiş-P.S.) ve mezburenin beraberinde bulunan 12-13 yaşlarında Mustafa ve 11-12 yaşlarında Ahmet namlarındaki oğullarını da bir müddet valideleri ile birlikte yanında bulundurarak bunlara çulha (dokuma) sanatını öğretmiş, artık bir hane umurunu da başlı başına tedvir edecek kadar sanat ve istidat peydah etmeleri ile Mustafa ağayı, Kürtoğlu kızı Yusuf Ağanın hemşiresi Hüsniye ve Ahmet ağayı da diğer hemşiresi Ayşe Hatun ile evlendirerek yine kendi takdiri altında bunları ayrı ayrı hane sahibi olarak ayırmıştır.” Habib Rıza Efendi’nin tarihçesinde yer alan bu satırlar Tamzara Dokuma Sanatı’nın kökenini çok açık ortaya koymaktadır.

Gerçekten de el sanatları konusunda ve özellikle dokuma sanatı konusunda Türkler, çok zengin bir geçmişe sahiptir. KTÜ Giresun Eğitim Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Öğretmenliği Bölümü akademisyeni Abdullah Şengül, Atatürk Üniversitesi’nin düzenlediği bir sempozyuma (*) sunduğu bildiride “Anadolu Türk dokumacılığı ile ilgili olarak; ince ve kaim dokumalar; düz dokuma yaygılar, düğümlü dokuma yaygılar; çapana dokumalar, mekiksiz dokumalar ve mekikli dokumalar; halı, kilim, cicim(cecim), zili, tülü, savan, ehram, peştamal, kuşak, çul, çaput, bez, kumaş vs. gibi sınıflamaların yapıldığı dokumacılık kültürümüzün zenginliğini tam manasıyla ortaya koyan araştırmalar henüz yeterli değildir.” Saptamasını yaptıktan sonra Melike A. Kaşgarlı’nın şu değerlendirmesine (**) yer vermektedir: “Tarihin belirli döneminde Ermenilerle aynı topraklarda yaşayan Türklerin bu sanatı (halı dokuma-P.S.) onlardan öğrendikleri gibi yanlış bir kanaat vardır. Oysa gerçekte Ermeniler halı dokuyucuları değil, halı tacirleridir. Anadolu Türk halılarının Batı’ya tanıtılmasında çok önemli rolleri olmuştur.”

Yukarıdaki kaynaklar, Tamzara Dokuma Sanatının kökeni konusundaki yanlış bilgiyi düzeltici niteliktedir. Bu konuda yanlış bilgi yerine doğrusunu koyarak tarihe not düşmenin yararlı olacağını düşünüyorum.

27 Haziran 2015
-------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
(*) Geçmişten Geleceğe Oltu ve Çevresi Sempozyumu ( 1-3 Temmuz 1998)
(**) Melike A. KAŞGARLI, “Haç Motifli Halılar Meselesi”, Belgelerle Türk Tarihi Dergisi,
-Dün-Bugün-Yarın nr. 3 (Mayıs 1985, sayfa 37)