EO " GECİKMİŞ BİR BAYRAM YAZISI "

ŞEBİN MEDYA YAZARLARINDAN ERSAN ODACI YI RAHMETLE ANIYORUZ..

'NOSTALJİ'DEN KALAN YAZILAR

Doç.Dr.Ersan Odacı'nın kaleminden

" GECİKMİŞ BİR BAYRAM YAZISI "

 

"Bugünlerde yazılması gereken bir şeyler olmalı, adet olduğu gibi bayram üzerine. Ama ben bayram gününün kimileri için üzüntüsünü, kimileri için sevincini yazmak istedim gecikmişte olsa, kısaca becerebildiğim kadarı ile ve tüm içtenliğimle.

Henüz ilkokul çağlarında iken Altınçevre Köyü Koru mahallesinde yaşayan, eskilerin Hasan ağa diye çağırdıkları rahmetli dedem, ne zaman köye gitsek bizi ilk gördüğünde de ağlardı, İstanbul’a göndermek için otobüse bindirdiğinde de. Ayrılırken ağladığını anlayabiliyordum çocukluk aklımla, ama her seferinde köye gittiğimizde ağlamasına bir anlam veremedim uzun zaman. Dedemin ağladığını gördüğünde babaannem “niye ağlıyorsun, yine sulu gözlerinin pınarını açtın, geldi işte çocuklar” diye söylenirdi. Dedemde biraz mahcup, biraz da babaanneme kızgın bir şekilde “ne yapayım kadın, çocuklara dayanamıyorum” işte derdi.

Üniversite yıllarımda da fırsat buldukça, hem resmi tatillerde hem de bayram tatillerinde köye giderdim. Trabzon’da okuyor olmam da bu sıklığı arttırıyordu. Ama dedem her seferinde köye gittiğimde ve köyden her ayrılışımda yine ağlıyordu. Bu sefer ben dedemi teselli etmeye çalışıyordum. “Sulu gözlü dedem ağlama, hem giderken ağlamanı anlıyorum ama gelişimde niye ağlıyorsun” diye. Dedem yine aynı şekilde “ne yapayım oğlum, dayanamıyorum işte” derdi. Tüm duygularını ifade etmek için sadece beş kelime kullanırdı, belli ki daha fazlasını söyleyemezdi ya da söylemezdi.

İşin doğrusunu söylemek gerekirse gitmesek de ağlıyormuş dedem. Daha sonraları rahmetli olduktan sonra babaannem anlatırdı dedemin bizleri, torunlarını ne kadar sevdiğini, her dedenin sevdiği gibi torunlarını. O nedenle dört gözle beklermiş bir tatil ya da bir bayram gelse de biz köye gitsek diye, tüm dedeler gibi. Meğer sevincinden ağlıyormuş biz gittiğimizde, ayrıldığımızda da üzüntüsünden zaten.

Bazen bayramın hemen ertesine sınavlar denk gelirdi ve doğal olarak gidemezdim köye. Bir hüzün basardı içimi tüm bunları bildiğim için. Özellikle arife günü tüm yurt boşalınca, koskoca yurtta sadece üç beş kişi bizler ve bir bekçi kalınca nöbete, depreşirdi tüm duygular sınırsızca. Bayram için evine giden öğrenci arkadaşlarımızı uğurlardık arife günü, yaşadığımız hüznü saklayarak onların sevincine ortak olurduk sessizce. Onlarda ballandıra ballandıra bayramda ne yapacaklarını nerelere gideceklerini anlatırlardı, belki de biraz nispet olsun diye bize.

Gelmeyeceğimi önceden haber versem de yine belki gelir, sürpriz yapar diye beklermiş dedem. O zamanlar cep telefonu da yok, ev telefonları da yaygın değil. Belki muhtarın evinde bir tane var veya yok. Bu nedenle sesli de görüşemezdik sıklıkla bayram günlerinde. O ağlardı için için biliyorum ama sınavlar bırakmazdı bizi de. Böyle duygularla başlardı arife günü ve böylece geçerdi zaten memleketten, evden, ana babadan uzak, bizim için sadece bayram namazından ibaret olan bir bayram.

Yıllar sonra yine memleketten, anadan, babadan, dedelerden, ninelerden uzak, benim gibi binlerce hemşerimin bir bayram geçirdiğini ama yüreklerinin memleket hasretiyle, ana baba hasretiyle yandığını biliyorum. Artık biz çoluk çocuğa karıştık, bizim babalarımız annelerimiz bizim çocuklarımızın yani torunlarının yollarını gözlüyor, belki de ağlıyorlar için için. Bunu çok iyi biliyorum ve hissediyorum. Ama hayat böyle bir şey olsa gerek. Çok yakınında olanların bazen herkese has çok değişik sebeplerle çok uzağında olabiliyorsun.

Bu duygularla çocuklarımın dede ve babaannesinin ellerinden öpüyorum. Ayrıca tüm dedelerin, babaannelerin, bu satırları okuyan dost, akraba ve hemşerilerimin ramazan bayramlarını en içten dileklerimle kutluyor selam ve saygılarımı sunuyorum.


02-10-2008

Doç. Dr. Ersan ODACI"