GÜRBÜZ : " NE OLACAK. ŞÜKÜR BULACAK. "

GÜVEN GÜRBÜZ'ÜN KALEMİNDEN;

" NE OLACAK. ŞÜKÜR BULACAK "

Şükür ile meshederiz bam tellerimizi. Şükür ile niyaz eder, kanaat ile sabreyler, mutlu ederiz kendimiz kendimizi. Ruh dünyamızda huzur bulan gönül nidalarımız derin uykularımıza vesile olur. Uyandığımızda yine şükreyleriz hayata gözlerimizi açtığımıza. Yaradana sığınmak kadar kolay ne var şu yalan dünyada. Geçmişten günümüze baktığımızda ecdata, çağların zorluktan geçtiğinden bu yana kolaylığa, şükretmenin önemi artıkça artar anlayana.

Doyumsuzluk sarmışsa, aç gözlülük boy atmışsa, kilerini cimrilikle doldurmuş, paylaşmayı unutmuş, gözü doymamış, başkasına da göz dikmişse. Şükür nedir unutmuş, insanlığını kaybetmişse, ne söylenecekse onu söyleriz fütursuza.

Ahvalimizi dile getirmektir nihayetinde her sözümüz. Cihanadır bir garip içimizden hükmümüz. Kendimize isyanımız, içimizdeki hislerimiz, titreyen gönül tellerimiz. Yazarsakta, çizersekte, bulamayız yoktur çoğu zaman okuyup, işleyenimiz. Velakin uzun lafın kısası, en narini, en hassası, el yordamı, kulak kıvamı içimizde pişirdiğimiz gönül kahvemiz. Ne kadar çok olursa gönül soframız, o kadar çok aşınır kapımız. Sevgiyi büyütmek kadar, yaşatmakta önemli şükür ile oturup, şükür ile kalkmak edamız. Bizleri bizlerden iyi bilen yaradanımız. Bizler anlamasakta onun yaptığı gönül imtihanımız. Elimiz, ayağımız, gözümüz, kaşımız, hep bir ahenkle söylediği gönül türkümüz. Onunla ağlayıp, onunla gülsekte, bazen görmezcilikten gelip arkamızı dönsekte, yüzümüze yansıyacaktır kusurumuz, kabahatimiz. Hüdayadır niyazımız. Ne istersek ondan isteriz. Şükretmeyide bir kenarda hiç bir zaman unutmamalıyız.

Yazımızın içinde yol yol olur, gider yine hoca Nasrettini bulur. Nasrettin hocada ne bulunur. Her dediği okunur. Bu haftaki yazımızda yer alan fıkramız;

" Elbette Eşekle Birlikte Ben de Kaybolacaktım

Günün birinde Nasreddin Hoca eşeğini kaybeder. Bunun üzerine Hoca’nın bütün eşi dostu toplanarak kaybolan eşeği aramaya başlarlar. Bu arada Nasreddin Hoca bir taraftan eşeğini ararken bir taraftan da; “Çok şükür ya Rabbi! Çok şükür ya Rabbi!” deyip durur.

Bu sesi işiten Hoca’nın dostları; “Hocam, eşeği aramaya başladığımızdan beri ‘çok şükür ya Rabbi! Çok şükür ya Rabbi!’ deyip duruyorsun, bunun sebebi nedir?” diye sorunca Nasreddin Hoca; “Bu soruyu niçin sorduğunuzu anlayamadım. Bunu bilmeyecek ne var, eşeğin üzerinde
olmadığım için şükrediyorum.” der.

Hoca’nın dostları merakla bir defa daha sorarlar. “Pekiyi, eşeğin üzerinde olsan ne olacaktı?” deyince Hoca, bir şey olmamışçasına;
“Efendiler, bunu bilmeyecek ne var, elbette eşekle birlikte ben de kaybolacaktım.”

Bazen endişelerimiz, bazen korkularımız, huzursuz ederse düşüncelerimiz. Bulamazsak, sırtını dönmüş hissedersek etrafımız, çevremiz. Bir kat daha artar iç dünyamızdaki sarmalımız. Baktığımızda göremediğimiz etrafımız olur sonunda karanlığımız. Kapı açılıpta geldiğinde aydınlığımız olur bizlere umut kapımız. O kapının kapanmasını bir daha hiç istemeyiz.

'Bin nasihatten bir musibet yeğdir' derlerya atalarımız. Bitmez hayattan alacağımız derslerimiz. Gülmeyi, neşelenmeyi, umut ettiklerimize kavuşmayı, kavuştuğumuzda da şükretmeyi ihmal etmemeliyiz.

Özlü olsun, sözlü olsun. Sözümüz gönülden olsun. Yalandan seveni, dolandan geleni, menfaati yarar, çıkarı kar sayanı, hayatımızda yeri olmamalı. Ne demiş Mevlana; 'Hak yolunda hakikate varmak sözle olmaz. İnandığını yaşamakla olur.'

Mutluluğu kapının önünde değil peşinden koşarak yakalarız. Az şikâyet çok şükür seni mutluluğa götürür dedikleri gibidir.

'Şükür, nimet çeşmesinden içmektir.' diyen, buna inanan tüm gönül dostlarına,

Şükür ile nasipleriniz, kısmetleriniz bol olsun.

 Güven Gürbüz / 08 Ekim 2022

Şebinkarahisar / Ankara "